Hayatımızı Davranışlarımız mı Yönetiyor, Yoksa Görünmeyen Nedenler mi?
Davranışlarımızın arkasında gizli nedenler olabilir mi? Yıllardır değiştirmeye çalıştığımız davranışlar aslında bize ne anlatmaya çalışıyor?
Hayatımızın bir döneminde hepimiz kendimize benzer sözler vermişizdir.
"Artık böyle davranmayacağım."
"Bu kez farklı olacak."
"Kendime daha çok değer vereceğim."
"Bu işi artık ertelemeyeceğim."
"Öfkemi kontrol edeceğim."
"Hayatıma hep aynı insanları almaktan vazgeçeceğim."
O an gerçekten buna inanırız. Hatta bazen bu kararlarımızı büyük bir heyecanla alırız. İlk günler her şey yolunda gider. Sonra bir bakarız ki yine aynı yerdeyiz.
Belki yine başladığımız işi yarım bırakmışızdır. Belki yine aynı tartışmanın içindeyiz. Belki yine kendimizi başkalarını kırmamak için susturmuşuzdur. Belki yine "Hayır." diyememişizdir. Belki de yine aynı insanlara gereğinden fazla değer vermiş, sonunda aynı hayal kırıklığını yaşamışızdır.
Tekrarlayan Davranışların Sorduğu Soru
İşte tam da bu noktada, aklımı meşgul eden o soru:
Gerçekten hayatımızı sadece davranışlarımız mı yönetiyor, yoksa o davranışların arkasında ilk bakışta göremediğimiz başka köklü nedenler mi var?
Görünen Sorunların Ortak Noktası
Yıllar boyunca farklı yaşamlara tanıklık ettim.
İş hayatımda...
Daha sonra aldığım eğitimlerde...
Ve birebir yürüttüğüm çalışmalarda...
İnsanların birbirinden çok farklı hayatlar yaşadığını gördüm.
Ama dikkatimi çeken ilginç bir ortak nokta vardı.
Sorunlar farklıydı. Fakat birçok insan, bu farklı görünen sorunların içinde aslında birbirine benzeyen bir sıkışmışlık hissi yaşıyordu.
Kimisi sürekli erteliyor, kimisi kendisini bir türlü yeterli hissedemiyor, kimisi ilişkilerinde hep aynı hayal kırıklıklarını yaşıyor, kimisi ise ne kadar çabalarsa çabalasın hayatındaki değişimi bir türlü kalıcı hâle getiremiyordu.
İlk bakışta bunların tamamen birbirinden bağımsız konular olduğu düşünülebilir.
Ben de uzun yıllar öyle düşündüm.
Fakat insanları dinledikçe, farklı yaşam hikâyelerine tanıklık ettikçe ve aldığım eğitimleri kendi gözlemlerimle birlikte değerlendirdikçe, bu soruların ortak bir noktada buluştuğunu fark ettim.
O güne kadar dikkatimi daha çok insanların yaşadığı olaylar çekiyordu.
Sonra fark ettim ki asıl belirleyici olan, çoğu zaman olayın kendisi değildi.
İnsanların o olaylara yükledikleri anlamdı.
Aynı sözü duyan...
Aynı ayrılığı yaşayan...
Aynı başarısızlığı yaşayan...
İki insan neden tamamen farklı tepkiler veriyordu?
Neden biri yaşadığı deneyimi geride bırakıp yoluna devam edebilirken, diğeri yıllarca aynı yükü taşımaya devam ediyordu?
İşte beni düşündüren asıl cevap, yalnızca yaşanan olayların yüzeyinde değil, o olayların zihnimizde ve duygularımızda bıraktığı izlerde gizliydi.
Zamanla başka bir gerçeği daha fark ettim.
Bir davranışı tek başına anlamaya çalışmak çoğu zaman eksik bir resim veriyordu.
Örneğin ertelemek...
Dışarıdan bakıldığında yalnızca isteksizlik ya da tembellik gibi görünür.
Oysa her ertelemenin nedeni aynı değildir.
Bazen kişi başarısız olmaktan çekindiği için erteler.
Bazen mükemmel yapmak istediği için başlayamaz.
Bazen sürekli eleştirilerek büyüdüğü için hata yapmaktan korkar.
Bazen de zihni ve duyguları o kadar yorulmuştur ki harekete geçecek gücü kendinde bulamaz.
Gördüğümüz şey aynıdır:
Erteleme.
Ama o davranışın arkasındaki kök neden herkeste farklı olabilir.
Davranışların Ardındaki Kök Nedenler
İşte bu yüzden yalnızca davranışa odaklanmak, çoğu zaman bize eksik bir resim gösterir.
Zihin, Duygu ve Davranışın Birlikteliği
Aynı durum ilişkiler için de geçerlidir.
Bazı insanlar sürekli karşısındakini mutlu etmeye çalışır.
Bazıları kendini hep ikinci plana atar.
Bazıları ise sürekli benzer ilişki sorunlarını yaşadığını söyler.
Bütün bunlara sadece yüzeysel birer davranış olarak baktığımızda çözüm bulmak zorlaşır.
Çünkü gördüğümüz şey, buzdağının sadece suyun üzerindeki kısmıdır.
Oysa asıl belirleyici olan, davranışın altında yatan gerçek nedenlerdir.
Yıllar süren bu gözlemler beni net bir bakış açısına götürdü.
İnsanı yalnızca düşünceleriyle anlamaya çalışmak eksik kalıyordu.
Yalnızca duygularına bakmak da yetmiyordu.
Sadece davranışlarına odaklanmak ise bizi kalıcı bir sonuca ulaştırmıyordu.
İnsan; zihnin, duygunun ve davranışın birlikte değerlendirilmesi gereken, kendi içinde çalışan bütünsel bir sistemdir.
Ve belki de asıl sormamız gereken soru şuydu:
Bir davranışı sadece sonuçlarına bakarak değiştirmeye çalışmadan önce, o davranışın hangi zihinsel ve duygusal süreçlerin sonunda ortaya çıktığını anlamamız gerekmiyor muydu?
Yazar Hakkında
Nilüfer Doğan, Kozmoenerji (Petrov Ekolü) Eğitmeni | Progressor ve RSM-3™ Geliştiricisi olarak çalışmalarını sürdürmektedir.